Ferman Akgül Fan Sitesi


 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 şehr-i hüzün

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
yoNc@

avatar

Mesaj Sayısı : 2318
Kayıt tarihi : 27/03/10
Yaş : 22
Nerden : cehennemin dibinden...

MesajKonu: şehr-i hüzün    Çarş. Eyl. 15, 2010 6:18 pm

* “Şehr-i Hüzün” derken herhalde İstanbul’dan bahsediyorsunuz… Neden bu şehrin hüzünlü olduğunu düşünüyorsunuz?
Ferman: Albümün genel havasına yakışacağını düşündüğümüz bir isim oldu. Sonuçta İstanbul’da yapılmış bir albüm.

* Bu şehrin neşeli tarafları yok mu?
Ferman: Tabii ki var.

* Albümün neşeli tarafları var mı peki?
Ferman: Yer yer var. Sözlerde pek neşe yok, ama müzikte var. Neşe demeyelim de, inişler çıkışlar var.

* Albüm kapağındaki köpek kimin peki?
Ferman: O şehrin çakalı

* Cartel’in “Evdeki Ses” isimli şarkısını almışsınız. O şarkı biraz neşe katıyor aslında…Ferman: Evet, hareketli bir şarkı, ama onda da neşe yok, tempo ve enerji var.

* Albümün ismine birlikte mi karar verdiniz?
Ferman: Birçok alternatif vardı. Herkesin en çok içine sinen bu isim oldu.

* İlk klibi hangi parçaya çektiniz?
Cem: “Dünyanın Sonuna Doğmuşum”a çektik. Müzik kanallarında dönüyor şu anda.

Dört yıl sessiz kaldınız. Bu süreçte neler yaptınız? Neler değişti, gelişti hayatınızda?
Ferman: Şehir değişti! İstanbul’a geldik. Ayrıca özel yaşantılarımız değişti. Eskiden beşimiz aynı evde yaşıyorduk, şimdi evlerimizi ayırdık. En büyük değişiklikler bunlar.

* Sıkıldınız değil mi, sonunda birbirinizden
Ferman: Sıkılmadık, ama özel hayatlarımızın ayrılması gerekiyordu. Yeni şehre, yeni hayata alışmaya çalışmak, turneler, konserler, zaten bu dört seneyi doldurdu.
Cem: Ankara’ya gitmek benim için büyük bir değişiklikti, ama İstanbul’a geliş, hayatımda büyük bir değişiklik yarattı. Sonuçta Ankara’da ailemizin desteğiyle maddi manevi rahat yaşıyorduk. Fakat buraya gelince kendi başımıza kaldık. Ciddi bir sorumluluk bu! Dışarıdan ne kadar basit görünse de, insanı depresyona sürükleyebilecek bir durum. Bu dört yıllık süreçte hep mücadele ettik. Biraz daha olgunlaştık ve kendi özel hayatlarımızı kurduk. Herkes bize neden ayrıldığımızı ve ayrı evlere çıktığımızı sordu örneğin. “Kavga mı ediyordunuz” diyenler oldu. Hayır, hiç ilgisi yok. Beş erkek birlikte yaşamanın tadı ayrıydı, ama insanoğlunun bir özele ihtiyacı oluyor. Tek başına oturup, kendini dinlemeye ihtiyacı oluyor. Bunun gereğini yaptık.
Yağmur: En büyük değişiklik, yaşadığım şehirden ayrılıp İstanbul’a gelmem oldu benim de. Benim için büyük değişiklikti çünkü İstanbul’a gelme planım yoktu. Müzik sayesinde gelip burada bir hayat kurdum. Yer değiştirmeyi ve hareket etmeyi sevmeyen bir insanım. Böyle bir sebep olmasaydı, Ankara’dan taşınmayı düşünmezdim. Çünkü basit hayatı seviyorum, burada her şey zor. Ayak uydurdum tabii ki, ama hem sevdiğim hem de nefret ettiğim yönleri var. Artık tamamen buralıyız. Burada yaşıyoruz.
Ferman: Ben artık kaybolmuyorum örneğin.
Özgür: Ülkeyi görme ve yeni yerler tanıma fırsatı yakaladık. Bu da bizi olgunlaştırdı. Performansa ve müziğe yoğunlaştık. Karşılaştığımız zorluklar da oldu.

* Ne gibi zorluklar?
Özgür: Konserler ve turneler hep istediğimiz şeylerdi, ama teknik arızalarla karşılaştığımız zamanlar oldu.

* “Dünyanın Sonuna Doğmuşum” şarkınızda yeni jenerasyonu biraz eleştiriyorsunuz. Hem kızları hem erkekleri Gençler hakkındaki fikirlerinizi alabilir miyiz biraz?
Yağmur: Benim bu konuyla ilgili görüşlerim biraz değişti açıkçası. Eskiden “gençler şunları yapmamalı”, “kitap okumalılar” gibi şeyler söylerdim, ama şimdi şunu fark ediyorum ki, her jenerasyon, bir eski kuşak tarafından yadırganıyor. Bunu yapmamak gerekiyor bence. Biz bu şarkıda yargılamaktan ziyade, sadece kendi gözlemimizi yaptık. Sadece teenage kızlar ve internet manyağı gençler değil aslında orada anlatılan. Bu sadece bir parçasını oluşturuyor. Orada bahsedilen şey, tüketim çılgınlığı... Yoksa biz de tüketiyoruz. Bunları tamamen reddetmeniz için mağarada yaşamanız lazım. Ama ne kadarı gerekli ne kadarı değil, bu tartışılır. Orada sadece bir taşlama var. Onu insanların nasıl algılayacağını, yemek tarifi gibi anlatmamız doğru olmaz. Herkes kendince bir şeyler anlayacaktır bu şarkıdan.

* Zaten kimse üzerine alınmayacak bunu muhtemelen Sabah kalkıp Facebook iletisine “uyandım” yazan biri bile “hayır, canım internetle aram yok” diyebiliyor
Yağmur: İşin komik tarafı da bu zaten Bir önceki albümümüzde de “Libido” diye bir şarkımız vardı. Onda da bir ironi vardı. Biz kendimizi de eleştiriyoruz orada. Bir şeyler aştık, bitirdik, şimdi insanları taşlıyoruz gibi bir durum olmasın. Çünkü biz de o girdabın içinde dönüyoruz şu anda. Sadece kendi penceremizden gördüklerimizi anlattık, o şarkıda.

* Özellikle genç kızlarda bir marka takıntısı var. Sizin markalarla aranız nasıl? Bir kızın kolundaki çantanın Louis Vuitton olduğunu anlar mısınız örneğin?
Ferman: Yok canım, o ne ki? Ne olduğunu bile anlamadım ben
Cem: Bizde hiç yoktur böyle marka takıntısı. Zaten genelde erkeklerde yoktur.
Ferman: Marka giyiyoruz, ama ben o markanın giysisi hoşuma gittiği için alıyorum. Pahalı şeyler alıyoruz bazen işimiz gereği ama aynı kalitede olan, ondan daha ucuz bir markayı da almamazlık etmeyiz. Çok ucuz giydiğimiz şeyler de var. Ama sahne için ve şık olmanız gereken yerlerde ucuz giysi bulamıyorsunuz, işte o zaman iyisini almanız gerekiyor.
Efe: Bence kaç para olduğu değil, üzerinizde nasıl durduğu önemli.
Yağmur: Marka bağımlılığı kızlarda daha fazla olabilir, ama üzerinizdeki her şey marka zaten. Hepimizin tercihleri var ve hepimiz bireysel zevklerimiz dışında, genel geçer sosyal alışkanlıklardan etkileniyoruz. Çok sevdiğimiz, idol olarak gördüğümüz bir insan bir şey yaptığı zaman, biz de farkında olmadan aynısını yapıyor olabiliriz.
Ferman: Galiba bu bizim ülkemizdeki bir problem. Özel arabanızı bırakıp vapura binmemekle, 200 liralık ayakkabıdan daha güzel olan 10 liralık ayakkabıyı almamak çok paralel. Utanma duygusu var bizde. “O bunu giyiyor, ben nasıl bunu giyerim? Millet ne der?” mantığı var.

* Şu anda hayatınızda gerçekten aşkla bağlı olduğunuz şeyler neler?
Özgür: Sabah kahvesi çok önemli benim için, içmekten en çok keyif aldığım şey.
Ferman: Trampetim
Cem: Oralet var mı?
Efe: Köpeğimiz Kapris.
Cem: İki yaşında ve günümüzün büyük bir kısmı onunla uğraşmakla geçiyor. Rottweiler cinsi bir köpek. Klipteki köpek aynı zamanda

* Müzikle hayatınızı devam ettiriyorsunuz, hiç ekstra bir iş yapmayı düşünüyor musunuz? Geleceğe yönelik bir şeyler...
Ferman: Ben meyhane açmayı düşünüyorum. Özel bir yer olacak. Eski tip... Çoğu yer restoran ve oralara meyhane deniyor. Sadece Beşiktaş ve Ortaköy’de var. İnsanların sohbet edebileceği, şık bir yer olacak.
Özgür: Ben akvaryumcu açmak isterdim
Yağmur: Ben kayıt stüdyosu açmak isterim. Prodüksiyon yapabileceğim, genç yetenekleri keşfedebileceğim bir yer.
Efe: Ben de deniz kenarında, chill out çalan, şık bir kafe açmak isterdim. Bunu Türkiye’de yapmak istemiyorum açıkçası. Dünyanın herhangi bir yerinde olabilir.
Cem: Ben de motor sporlarıyla ilgilenmek isterdim. Ralli gibi. Ama buna geç kaldım. Çocukluğumdan beri hayalimdi, belki ileride amatörce ilgilenirim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.manga.web.tr
 
şehr-i hüzün
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ferman Akgül Fan Sitesi :: Sadece Ferman! :: Ferman'a Mesajlar-
Buraya geçin: